Tozlu Hayaller Kütüphanesi beni bir mime etiketlemiş.
Aslına bakarsanız ilk bloğun yaklaşık on sene önce, yazdığım şiirleri ve yazıları paylaşmak içindi. Güncel olarak yazdıklarımı paylaşırsam elimde düzenli bir liste bulunur diye düşünmüştüm.(Düzenli olarak paylaşım yapmadı.) Sanırım ilk olarak Blogcu sitesinden açmıştım. Ardından blogspotu keşfettim. Buraya taşındım. 2012 de film-dizi, k-drama, j-drama, animeler hakkında yazdığım bir blog açtım. Bir yandan da yazılarımı paylaştığım ayrı bir blogum vardı. Bu sırada takip ettiğim kitap blogları beni iyice cezbedince, kitaplar üzerine yazacağım bir blog açmak istedim. 2013 te açtım bu bloğu. Ara sıra isim ve adres değişikliğine uğradı ama hala buradayım. Diğer bloglarımı yayından kaldırdım seneler önce. Çok fazla zamanımı alıyorlardı. Bir süredir ara versem de hala yazıyorum ama pek yayınlamaya gönüllü değilim açıkçası. Yazdıklarımda anlatmak istediklerimin anlaşılamayacak olması düşüncesi beni rahatsız ediyordu.Kimse sizin yazdıklarınızdan derin anlamlar çıkarmak zorunda değil ama o zamanlar biraz bencilce düşündüğümü kabul ediyorum. Neyse ki geçti. Şimdilerde ise yayınlama hevesimi zaman içinde bir yerlerde kaybetmiş olmalıyım.
Bu mimi kimler yaptı bilmiyorum. O nedenle yapmak isteyen herkesi davet ediyorum.
Bu mimi kimler yaptı bilmiyorum. O nedenle yapmak isteyen herkesi davet ediyorum.
-------
Bazen düşünüyorum da, o kadar çabalıyoruz elimizde ne kalıyor?
Ya da yanımızda kim?
(2011)
--------
Vazgeçiştir bazen üç nokta...
Anlatacak o kadar çok şeyin vardır ki, bir sıraya sokamazsın, öncelik tanıyamazsın hiçbirine. Vazgeçersin.
Bazen ise sahipleniştir.
"Evet" dersin, "Evet anlatmaya değer yaşadıklarım. Ama onlar benim geçmişim, bugünüm ve yarınım. Bana ait olan bende kalmalı, benle kalmalı."
(2014)
-------
Sahip olduklarımız mı şekillendiriyor kim olduğumuzun resmini, yoksa kaybettiklerimiz mi?
Bir farkı yok aslında.
Olmak istediğimiz kişi olamayışlarımızın hep bir bahanesi var ne de olsa.
(2017)
--------
Hepimiz kendimize ait bir dünyayı hak ediyoruz.
Ama çoğunlukla kapıyı kapatıp gerçek hayata dönmekte zorlanıyoruz.
İçi boş vaatlerle kandırıyoruz kendimizi.
Pastel renklerden bir bahçe kuruyoruz düş diyarlarında.
Hayallerimizi şişirdikçe şişiriyoruz.
En yüksek dağların zirvelerine çıkarıyoruz onları.
Kanat takmadan bileğimize bağlıyoruz iplerini.
Son hızla düştüklerinde bizi de peşinden sürüklemelerine müsaade ediyoruz.
Pembe hayallerde o kadar zaman geçiriyoruz ki, aklımıza ne düşmelerini engellemek geliyor, ne de bileğimizdeki ipi serbest bırakmak.
Canımızı en çokta her sabah aynada gülümsediğimiz kişi yakıyor.
(2015)















