14 Eylül 2020 Pazartesi

Logo Denemeleri

 


Son on-onbeş gündür kendime bir logo tasarlıyorum. Yayınladığım resimlerde kullanmak için ihtiyacım var. Çünkü kullandığım profil resmi her resim üzerinde hoş durmuyor. (Turuncu olduğu için).  :)))

Örneğin;


Çok fazla sırıtmaması için biraz transparan yapıyorum ama bu şekilde de hoşuma gitmiyor.  

Instagram da mutlaka rastlamışsınızdır, isimlerden logo yapılan bir video dolaşıyor ortalıkta. 

Video için tıklayın.

Benim de hoşuma gitti. Deneyeyim dedim. Farklı fontları kullanarak bir kaç tane hazırladım. (yalan, en az on tane :) ) Aslında hangisini kullanacağıma karar verdim ama bu süreci biraz anlatmak istedim sizlere. Belki ilginizi çeker, sizde denemek istersiniz.

Photoshop programına ihtiyaç yok. Ben online olarak pixlr sitesinde yaptım. Çok kullanışlı bir site. Ufak tefek işler için sürekli kullanıyorum. zaten telefonumda da aynı program var. Kitaplardan alıntı yapacağım zaman, resim üzerine resim ekleyeceğim zaman kullanıyorum.

İşte farkı fontlarla yazılmış bir sürü okurix;


Bu ilk denemeydi. Sağa sola çevirdim ama bir çeşit böcek görünümünden ileri geçemedi.  :) Kanji harflerini de anımsatıyor biraz.




 2.si hoşuma gitmişti hatta kullanmaya başladım. Ama kardeşimin ısrarla kundağa sarılmış bebeğe benzetmesiyle yine kolları sıvadım.



Bunun neresinde okurix yazıyor? diyebilirsiniz. Ama yazıyor. Kitap ayracına benzemiyor mu? :)

Bunun şekli ve deseni hoşuma gitti. Yazı fontu da hoş. Dağınık durmayışını, derli toplu oluşunu çok sevdim. Ama harfler hiç belli olmuyor.  :) Yine de yedekte bekletiyorum.


Son olarak bunda karar kıldım. 



Sizce nasıl? (Ve evet. O logoda okurix yazıyor.)

😂

5 Eylül 2020 Cumartesi

Ölüm Oyunu - Koushun Takami (Tanıtım ve Yorum)

 




Dikkat Uyarı! Bu kitap fazlasıyla şiddet içeriyor.


''Hepinizin bildiği gibi ülkemizde mecburi askerlik uygulaması 

yok. Ordu, Donanma ve Özel Hava Savunma Kuvvetleri genç yaşta 

gönüllü olan, Devrim ve ülkemiz için ölesiye savaşmaktan çekinmeyen 

vatansever kişilerden oluşuyor. Bu kişiler sınırlarımızda gece gündüz 

demeden hayatlarım tehlikeye atıyorlar. Program’ı ülkemize özgü bir 

mecburi askerlik uygulaması olarak değerlendirmenizi istiyorum. 

Ülkemizi korumak için...

...

4. Güvenlik sebebiyle oluşturulan ve ülkemizin savunma gücü tarafından yürütülen dövüş simülasyonu. Resmî adı 68 No.lu Dövüş Deney 

Programı’dır. İlk Program 1947 yılında gerçekleştirilmiştir. Araştırma 

maksatlı bu programın yürütülmesi için her yıl ülkedeki liselerden elli 

adet birinci sınıf belirlenir. (1950 yılından önce bu sayı kırk yediydi.)

Aynı sınıfa devam eden öğrenciler sadece bir tanesi hayatta kalana 

dek birbirleriyle mücadele etmeye zorlanır. Harcanan süre de dâhil 

olmak üzere bu deneyden elde edilen sonuçlar veri olarak kaydedilir.

Her sınıf için hayatta kalan son kişiye (kazanana) ömür boyu aylık 

bağlanır ve Büyük Diktatörün imzalı bir kartı hediye edilir.''


Kalan öğrenci sayısı: 42


 Kitabımız, Şuya ve arkadaşları okul gezisine giderken Şuya nın otobüste bulunan sınıf arkadaşlarını tanıtmasıyla başlıyor. Kısa kısa arkadaşlarından bahsediyor.  Rock müziğin yasak olduğu  Büyük Doğu Asya Cumhuriyetinde Şuya elektrogitar çalıyor ve gizli bir rock müzik hayranı.

Yolda bayıltılıp bir deney için el koyuyorlar Şuya nın da bulunduğu 1-B sınıfına. Uyandığında, okul kıyafetleriyle bir çeşit sınıfta olduğunu anlıyor. Tüm sınıf arkadaşları baygın bir şekilde sıralara yerleştirilmiş. Ve hepsinin boynunda metal tasmalar var.

Sınıfa giren bir adamın onlara, birbirlerini öldürmek için burada olduklarını ve bu yıl "program" için seçilen sınıfın 1-B sınıfı olduğunu söylemesiyle ortalık yangın yerine dönüyor.

Kalan öğrenci sayısı: 42

 Durum karşısında şaşkına dönen öğrenciler, kafası patlatılan öğretmenlerini görünce meselenin ciddiyetini yeni yeni anlıyorlar.  Ve gözleri önünde öldürülen iki sınıf arkadaşları... Bunlardan biri Şuya nın yetimhanede beraber büyüdüğü en yakın arkadaşı.

 Dün beraber gülüp eğlendiğin arkadaşlarını bugün öldürmek zorundasın.Sınıf arkadaşlarıyla birlik olup bir çıkış yolu bulmak isteyenler kadar, bu oyunu zevkle oynamaya kararlı olanlar da mevcut. Kimin dost, kimin düşman olduğunu, kimin zevk için, kimin korkudan sana silah çekeceğini kestirmek zor. 

 Kalan öğrenci sayısı: 40

 Kendilerine verilen rastgele çantalar ile birer birer adada dağılıyorlar. Adanın etrafında kaçmalarını engellemek için gemiler dolanıyor. Gün içinde yapılacak duyurular ile yasak bölgeler ilan edilecek. Eğer bu bölgelerden birinde iseniz ve bölgeyi terk etmezseniz, boynunuzdaki tasmalar kendilerini imha edecek. Eğer  yirmi dört saat boyunca ölen olmazsa, bütün tasmalar kendilerini imha edecek.




 Sonrasında Şuya dışarı çıkınca kendinden sonra çıkacak olan, bacağından yaralı Noriko yu beklerken çoktan bir sınıf arkadaşının cesediyle karşılaşıyor. Birileri hızlı bir çıkış yapmış olmalı.

Silahlarınızı çekin. Oyun başlıyor...

Ardından bir bir öğrencilerin yaşadıklarını ve mücadelelerini okuyoruz.

 İçlerinde gizlenen canavarlar yavaş yavaş başını kaldırıyor.

Ve kalan öğrenci sayısı: 1 



Önceki senelerde okuduğum bir kitapta; iyilik sever davranışların altında bile iyi biri olarak bilinme gibi bencilce bir davranış yattığının  altı çiziliyordu. Belki de haklılar. Hepimiz kabuklarımızın altında birer canavarız.

 Kitabın kapağının arkasından "ben olsam sineği bile incitmezdim" nutukları atmak kolay. Ama öyle bir ortamda savaş ve ölüm korkusu insana kabuslarında görmediği şeyleri yaptırabilir. Savaşta hayatta kalmak yaşadığın anlamına gelmez.Savaş, nefes almaya devam eden nicelerinin ruhunu öldürmeye muktedir olmuştur.  Böyle bir durumda içimden ne tür bir canavar çıkar düşünmek bile istemiyorum.

 Kitabın ilk sayfasında bahsedilen gizli bilgi sayesinde, sınıfa yeni katılan ve vücudunda yara izleri olan öğrencinin (Şogo) içeriye gizlice girdiğini düşündüm. Ama program için mi çalışıyor, programı sonlandırmak için mi? Yazar ilk sayfada yazdığı gizli bilgi ile Şogo nün kimliğini açık etti bana kalırsa. İlk sayfadan anlamıştım.Gerçi pek sürpriz olmuyor zaten 190. sayfa da her şeyi açıklıyor.

Çok fazla isim var kitapta ama bu pek sorun olmuyor. Japon isimlerine aşina olduğum için olabilir ama bence yazarın her karakterin yaşadıklarını anlatırken daha önce hangi olayları yaşadığından bahsetmesi çok yardımcı oluyor. Mesela bir öğrenciden bahsederken, daha önce kayaların orada saklandığını ve silah sesi duyunca kaçtığını felan hatırlatıyor. Böylece kim olduğunu hatırlamak kolay oluyor. Finalde bir şaşırtmaca yapıyor yazarımız ama bana kalırsa Şogo karakterini daha gizemli ve biraz daha soğuk yazmalıydı. Final de biraz ucu açık kaldı.

Yazarın kitabından yararlanılarak kurgulanmış Battle Royale adında iki Japon filmi var. Benzer bir kurguyla bir Kore yapımı da izlediğimi hatırlıyorum. Yoo Seung-ho oynuyordu.Ve buldum, filmin adı; 4th Period Mystery.

İzleyeli uzun zaman oldu ama az çok konuya aşina olduğum için biraz uzun sürdü kitabı bitirmem. Ama sevdim. Eğer bu türü seviyorsanız ve gerilim filmlerinden hoşlanıyorsanız bir şans verin.

Baştan uyarayım. Yazarımız kimsenin gözünün yaşına bakmamış. Bu nedenle kitabı okurken sık sık kayıplar yaşayacağınızı söyleyeyim.

.

26 Ağustos 2020 Çarşamba

Kapkaranlık Ormanda - Ruth Ware (Tanıtım ve Yorum)



İşte size bir fıkra:

Bir cinayet romanı yazarı, bir oyun yazarı, bir avukat, bir doktor, bir gelin ve bir nedime... Kuş uçmaz kervan geçmez bir yerde cam bir evde bir araya gelirler. Durun bir dakika... Hadi işi biraz ilginçleştirelim. Fıkra değil de, korku masalına ne dersiniz?



 Kitabımız, ormanda canı pahasına koşan biriyle başlıyor. Sonrasında yarım yamalak hatırladığı araba farları... Ve kendini hastanede buluyor.

Ardından başka bir zaman diliminde, evden sadece koşu yapmak için çıkan, insanlardan kendini soyutlanmış yazarımız Nora, on yıldır görmediği birinden bekarlığa veda partisine davetiye alıyor.

Hala görüştüğü tek arkadaşı Nina ile bir şekilde katılmaya karar veriyorlar ve on yıldır uzak durduğu yere şimdi kendi isteğiyle dönüyor. Burada hatırlamak istemediği çok fazla anısı var Nora nın. Bir kaç kişi arasında yapılacak bekarlığa veda partisinde kalacakları evi müstakbel gelinin nedimesi Flo ayarlıyor.


Kuş uçmaz, kervan geçmez bir yerdeki bu evin bir adı var; Cam Ev. Adına yakışır bir şekilde ormana bakan duvarı boydan boya cam.  Bazıları bu durumdan hoşlanabilir, doğayla iç içe bir dünya. Ama Nora bunu ürkütücü buluyor. Sanki kendileri sahnedeymiş, ormanda gizlenen korkunç şeyler gözlerini dikmiş onları izliyormuş gibi. 

Nora ve Nina dan sonra iki kişi daha geliyor Cam Eve. Flo -baş nedime- biraz tuhaf biri.Her karakter birbirinden tuhaf. Hiç biri göründüğü kadar masum değil.

Gelinimiz Clare, sonunda arkadaşlarının yanına geldiğinde Nora yı kötü bir sürpriz bekliyor.  Nora nın geçmişi, Clare nin geleceğini şekillendirmek üzere.



Bir yandan canı pahasına koşarak kaçan ve ardından gözlerini hastanede açan Nora nin tedavi sürecini okuyoruz, bir yandan bekarlığa veda partisini. Bir yandan testler, tetkikler, ağrılar, sargılar... Diğer yanda ise kullanılamayan telefonlar, kar, gizemli ayak izleri...

Baş karakterimiz Nora fazlasıyla pısırık, itaatkar ve ürkek biri. İstemediği şeylere bile hee tamam diyor. Kendisi de bunun farkında. On yıl önce terk ettiği insanların hala üzerinde böyle bir etki bırakabiliyor olmaları onu öfkelendiriyor. Onlara ve kendine karşı...

Clare in gerçek yüzünü biliyor. Ama okulun ilk gününden beri onun yanında olmanın bir lütuf ve bir meşakkat olduğunu da biliyor. Bunlara karşı dimdik duramayacak kadar zayıf olması onu en çok kızdıran şey.

Hastanede kendine gelmeye başladığında yaşadıklarını tam olarak hatırlamıyor. Polislerin konuşmalarından cinayet soruşturması kelimelerini yakalıyor ama kimin öldüğünü bilmiyor.




Her ne kadar Nora nın itaatkar tutumu sinirlerimi hoplatsa da, kitap gerçekten akıcıydı. Katil için zaten iki seçenek vardı bana göre. O nedenle pek şaşırmadım.  Finalde her şey açığa çıksa da, verilen kaybın trajedisi yüzünden buna mutlu bir son diyebilir miyim, bilmiyorum. Öyle bir trajedi olmadan fazla mı pembe dizi tadında olurdu? Nora nın bu kayba yıllardır bağımlı olması, okurken sanırım daha büyük bir trajedi gibi hissettirdi. Bu nedenle biraz fazla gibi geldi. Ama bu olay olmadan da kitabı düşünemiyorum. Neyse bence gayet tadında bir gerilim kitabıydı.






Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...