20 Eylül 2017 Çarşamba

Dublörün Dilemması - Murat Menteş




Bu kitabı nasıl anlatmaliyim bilemiyorum. Bu yılın favorisi açık arayla bu kitap oldu.


Kitap dört bölümden oluşuyor. Her bölümde farklı bir karakterin ağzından dinliyoruz hikayeyi. Ama baş karakterimiz Nuh Tufan. O yetim bir albino. Aynı zamanda bir tür rahatsızlığından dolayı ara sıra halüsinasyon gören fakat bu rahatsızlığının farkında olduğundan gerçeği hayaller ayırabilen biri. Misal olarak limonata bardaklarında zıplayan japon balıkları gördüğünde bunun halüsinasyon olduğunu biliyor. Ama öyle büyük bir hayal gücüne ve hazir cevap bir zekaya sahip ki, okurken sizi şaşkına çeviriyor. Kitabın ilk bölümünde, aslında finali okuyoruz. Ve bir miktar kafamın karıştığını itiraf ediyorum. Kitap boyunca bu noktaya nasıl gelindi; onu görüyoruz yavaş yavaş. Farklı karakterlerden okumak onları da yakından tanımak hoşuma gitti.



Nuh Tufan ın en yakın arkadaşı İbrahim ile, bir mafya çatışmasının ortasına nasıl düştüklerini anlatan bu kitabın konusundan pek bahsetmek istemiyorum ama işin içinde mayfa, bebek bezi kralları, kaçırılan köpekler, uydurulan hikâyeler, batırılan şirketler, gizli kameralar, lise çeteleri, dedikodu, gizli ajanlar, ilk okul aşkları, ihanet, bir şemşiye, bir baston, kısacası beklemediğiniz pek çok şey mevcut. Elbette aşkta var ama öyle vıcık vıcık ölürüm biterimli bir aşk değil. Tadı tuzu yerinde, bildiğin normal aşk.



Nuh karakterini öyle çok sevdim ki, hazır cevapliliğı, o anda uydurduğu hikayeler, acı verecek olaylar karşısındaki mizahi tutumu insanı şoka sokup, tam üzülecekken kahkahayı basmanıza sebep oluyor. Hele o birbirinden komik benzetmeleri yok mu? 



Okuyun derim. Bir kitaptan hiç bu kadar fazla alıntı yapmamiştim. Ki, bildiğiniz üzere kitaplardan alıntılar yapmayı çok severim. Hiç bir kitaptan bu kadar alıntıyı ezberlemek istememiştim.


Kitaptan yaptığım alıntılar yirmiden fazla olduğundan hepsini bu yayında paylaşmak istesemde, bir sonra ki yayında yayınlayacağım. Takipte kalın, seveceğinize eminim.


17 Eylül 2017 Pazar

Kolları Sıvayın, Çocuklar İçin Fırın Yapıyoruz.





Bir önceki yayınımda yaptığım kitap alışverişini göstermiştim.
Kitapların geldiği kargo kartonuyla 3 yaşındaki yiğenime ocak-fırın yaptım.
Durmadan bize kek pişiriyor. :)
Çok fazla para harcamaya gerek yok. Mükemmel olmasına da gerek yok.
 Sadece biraz vakit ayırarak çocuk gelişimini destekleyebilirsiniz.
İtifaf ediyorum neredeyse iki saat uğraştım ama yiğenim bununla aylarca oynayacak. 
Şimdiden minik bir anne triplerine girdi.  :)




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...