4 Şubat 2020 Salı

Mim: Blog Yazmaya Nasıl Başladın?





Tozlu Hayaller Kütüphanesi beni bir mime etiketlemiş.


Aslına bakarsanız ilk bloğun yaklaşık on sene önce, yazdığım şiirleri ve yazıları paylaşmak içindi. Güncel olarak yazdıklarımı paylaşırsam elimde düzenli  bir liste bulunur diye düşünmüştüm.(Düzenli olarak paylaşım yapmadı.) Sanırım ilk olarak Blogcu sitesinden açmıştım. Ardından blogspotu keşfettim. Buraya taşındım. 2012 de film-dizi, k-drama, j-drama, animeler hakkında yazdığım bir blog açtım. Bir yandan da yazılarımı paylaştığım ayrı bir blogum vardı. Bu sırada takip ettiğim kitap blogları beni iyice cezbedince, kitaplar üzerine yazacağım bir blog açmak istedim. 2013 te açtım bu bloğu. Ara sıra isim ve adres değişikliğine uğradı ama hala buradayım. Diğer bloglarımı yayından kaldırdım seneler önce. Çok fazla zamanımı alıyorlardı. Bir süredir ara versem de hala yazıyorum ama pek yayınlamaya gönüllü değilim açıkçası. Yazdıklarımda anlatmak istediklerimin anlaşılamayacak olması düşüncesi beni rahatsız ediyordu.Kimse sizin yazdıklarınızdan derin anlamlar çıkarmak zorunda değil ama o zamanlar biraz bencilce düşündüğümü kabul ediyorum. Neyse ki geçti. Şimdilerde ise yayınlama hevesimi zaman içinde bir yerlerde kaybetmiş olmalıyım.

Bu mimi kimler yaptı bilmiyorum. O nedenle yapmak isteyen herkesi davet ediyorum.

-------

Bazen düşünüyorum da, o kadar çabalıyoruz elimizde ne kalıyor?
Ya da yanımızda kim?

(2011)


--------


Vazgeçiştir bazen üç nokta...
Anlatacak o kadar çok şeyin vardır ki, bir sıraya sokamazsın, öncelik tanıyamazsın hiçbirine. Vazgeçersin.

Bazen ise sahipleniştir.
"Evet" dersin, "Evet anlatmaya değer yaşadıklarım. Ama onlar benim geçmişim, bugünüm ve yarınım. Bana ait olan bende kalmalı, benle kalmalı."

(2014)


-------


Sahip olduklarımız mı şekillendiriyor kim olduğumuzun resmini, yoksa kaybettiklerimiz mi? 
Bir farkı yok aslında. 
Olmak istediğimiz kişi olamayışlarımızın hep bir bahanesi var ne de olsa.

(2017)


--------


Hepimiz kendimize ait bir dünyayı hak ediyoruz.
Ama çoğunlukla kapıyı kapatıp gerçek hayata dönmekte zorlanıyoruz.
İçi boş vaatlerle kandırıyoruz kendimizi. 
Pastel renklerden bir bahçe kuruyoruz düş diyarlarında. 
Hayallerimizi şişirdikçe şişiriyoruz. 
En yüksek dağların zirvelerine çıkarıyoruz onları. 
Kanat takmadan bileğimize bağlıyoruz iplerini. 
Son hızla düştüklerinde bizi de peşinden sürüklemelerine müsaade ediyoruz.
Pembe hayallerde o kadar zaman geçiriyoruz ki, aklımıza ne düşmelerini engellemek geliyor, ne de bileğimizdeki ipi serbest bırakmak.
Canımızı en çokta her sabah aynada gülümsediğimiz kişi yakıyor. 

(2015)


Dünyayı Güzellik Kurtaracak - Dostoyevski (Kitapşardan Alıntılar 2)












30 Ocak 2020 Perşembe

Oyun Bozan - James Dashner (Tanıtım ve Yorum)


Dikkat: serinin ikinci kitabı olduğu için ilk kitap hakkında spoiler içerir.


Michael, öğrendiği gerçekle şok olmuş bir halde kendisine yabancı bir odada uyanır. Artık bambaşka bir bedenin içindedir ve bunu kabullenmek hiç kolay değildir.
Bir şeyleri düzeltmek için yola çıkmadan önce bu yabancı beden hakkında bilgi sahibi olmak zorundadır. Evi araştırdığında , iki çocuklu bir ailenin oğlu olan Jackson Porter olduğunu öğrenir. Kafasındaki karışıklığa hiç bir çözüm bulamayınca, en iyi yaptığı şeyi yapıp SanalAğ a bağlanır. Burada daha fazla bilgi bulması mümkündür.

Derken evin kapısı büyük bir gürültüyle kırılır. Sevgili Kaine(!), Michael ı alması için iki kişi yollamıştır. Michael bu adamlarla Kaine doğru yol alırken bir ara metroda onlardan kaçmayı başarır. Şimdi Kaine onu tekrar bulmadan önce kendini güvende hissedeceği yegane kişilerin yanına gitmelidir. Sarah ve Bryson ... Arkadaşlarına aslında bir Tanjant(program) olduğunu ve Kaine in onu bir bedene yüklediğini nasıl anlatacağını bilemese de (kendisi bile henüz bunu kabullenememişken) yola düşer. Sarah ın yanına vardığında ona kendisinin Michael olduğunu kanıtlaması gerekir. Bu sırada Kaine boş durmaz ve Michael i zor durumda bırakmak ve kendisine yardım etmesini sağlamak için her türlü zorluğu çıkarır.

Bir araya gelebilmek için SanalAg a yaptıkları son yolculukta Kaine onları bulur ve kendilerine katılmazlarsa burada olduğu gibi gerçek hayatta da öleceklerini söyler. Son anda kurtulan kahramanlarımız gerçek hayatta Kaine savaş açarlar. Ama eski destekçileri kahramanlarımıza sırtını döndüğünde ve Kaine nin insanlara yüklediği Tanjantların sayısı bir bir artmaya başladığında işler içinden çıkılmaz bir hal alır.


Kitap baştan sona aksiyon dolu. Kurgu da güzel ama beni neden kendine bağlayamadı, bilemiyorum. Kitaptaki tehlike büyük ama kendimi bir türlü inandiramadim. Kurgudan mı, benden mi kaynaklanıyor bilmiyorum. Yok yani, çokta telaş etmedim okurken. Karakterlerin başına gelmeyen kalmadı, gerilmedim   bile. Kurgu iyi de, karakterlerle empati kuramadım bir türlü. Karakterler "ergen çocuklar" ve "günü kurtaran dahiler" kalıpları arasında sıkışıp kalmıştı. "Pek çok genç yetişkin kitabında da böyle değil mi?" dediğinizi duyar gibiyim. Evet öyle gerçekten. Ama bir kaç paragrafta bir karakter değiştiriyorlar sanki. Ciddiye alamadım karakterleri. Sanırim yanlış zamanda okudum.
Warcross da kodlama, sanal gerçeklik dozu iyi ayarlanmıştı. Bu seride yoğun bir kodlama trafiği var. Bu konulara merakınız yoksa benim gibi kendinizi olayları çok uzaktan izliyormuş gibi hissedebilirsiniz.

Kitabın sonlarına doğru ortaya çıkan gerçekleri açıkçası önceden tahmin etmiştim. Pek şaşırmadım. Ama son sayfada karşıma çıkan isim beni gerçekten gülümsetti.



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...