5 Haziran 2023 Pazartesi

(BCP Mayıs) Ölümcül Kimlikler - Amin Maalouf (Kitap Tanıtım ve Yorum)

BCP (Blogları Canlandırma Projesi) kapsamında iki yılı arkamızda bıraktık. Bu yıl da etkinliğimize devam ediyoruz. Etkinlik için her ay bir tema belirliyoruz ve o temaya uygun film-dizi-kitap üçlüsünden en az birini izliyor-okuyoruz. Ay sonunda yorumlarımızı yayınlayıp, birbirimizin bloglarını ziyaret ederek trafiği ve aktifliği arttırmayı planlıyoruz. Detaylı bilgi için tıklayın. Etkinliğe katılmak isterseniz yorumlarda belirtin. :) (Etkinliğe katıldıysanız diğer üyelerin yazılarına yorum bırakmayı unutmayın.) Mayıs ayının teması Deneme ve İtalyan Edebiyatıydı. Ne okuyacağım konusunda çok kararsız kaldım. Neyse ki sonunda Amin Maalouf un Ölümcül Kimlikler kitabında karar kıldım. Yazardan okuduğum ilk kitap oldu.

Yazarımız, ait olduğumuz kimliklerin bizi benzersiz yaptığından bahsederek başlıyor kitaba. Etiketlerin insanları ayrıştırdığını söylemesindeki amacı anlayabiliyorum. Ötekileştirmeye sebebiyet verebiliyor ama tüm etiketlerden kurtulmanın sağlıklı bir durum olduğunu düşünmüyorum. Böyle bir durumda toplum bilinci ortadan kalkar. İnsanın bir yerlere ait olma ihtiyacı fiziksel bir ihtiyaç kadar zaruri. İnsan, bir yerlere ait olma fikrine muhtaç. Ve bazı şeylerin kendisine ait olması fikrine. Böyle bir sorunun çözümü sağlıklı bir eğitimden ve saygılı bireyler yetiştirmekten geçer. Başta da söylediğim gibi yazar etiketlerin ötekileştirmeye sebep olabileceği gibi insanları eşsiz kıldığını da belirtiyor.

Sonrasında din ve modernleşme üzerine yorum yapıyor. Dinin gelişimi etkilediği gibi gelişimin de dini etkilediğinden bahsediyor. Tüm insanlığın birlik olacağı bir ütopya (dünyalılaşma) hayalinden bahsederken böyle bir durumun tektip insan kapanına kısılma tehlikesi doğurabileceğinden de dem vuruyor. İleride bir gün dünyalılaşma kavramı gerçekleştirilebilse dahi tek dil şartının hiç kimse tarafından kabul görmeyeceğinin, böyle bir tutumun büyük karmaşalara yol açacağının altını çiziyor.Sorunlara çözüm önerileri getiriyor ardından bu önerilerin ortaya çıkaracağı sorunlardan bahsediyor.

Yazarın olayları çift taraflı eleştirmeye özen göstermesini sevdim. Kitaba başladığımda ilk günler 5 sayfa felan okuyordum her gün. Ama kısa süre içinde yazarın eleştirilerini merak eder oldum ve bir kaç gün içinde bitti kitap. Çok fazla alıntı yaptığımı aşağıda görebilirsiniz. :) Yazarın tüm fikirlerine katılmasam da fikirlerini ilgi çekici buldum. Elimde Doğunun Limanları kitabı da var. Bu sene içinde onu da okumaya niyetliyim.  Ayrıca yazarın finaldeki temennisi çok hoştu. En altta paylaştım. :)

  • 1976'da Lübnan'ı terk edip Fransa'ya yerleştiğimden beri, son derece iyi niyetli olarak, kendimi "daha çok Fransız" mı, yoksa "daha çok Lübnanlı" mı hissettiğim ne kadar çok sorulmuştur bana. Cevabım hiç değişmez: "Her ikisi de!"
  • Her insanda zaman zaman kendi aralarında çelişen ve onu yürek burkan tercihlere zorlayan çoklu aidiyetlere rastlanır. 
  • Her kişinin kimliği, resmi kayıtlarda görünenlerle kesinlikle sınırlı olmayan bir yığın öğeden oluşur. Elbette insanların büyük çoğunluğu için dinsel bir geleneğe bağlılık söz konusudur; bir ulusa, bazen iki ulusa; etnik ya da dilsel bir gruba; az ya da çok geniş bir aileye; bir mesleğe; bir kuruma; belli bir sosyal çevreye...
  • Bu öğelerin her birine çok sayıda bireyde rastlamak mümkünse de, iki farklı insanda aynı bileşimi asla bulamazsınız ve her birinin zenginliğini, kendine özgü değerini oluşturan da işte budur, her varlığın tekil ve potansiyel olarak yerinin doldurulmaz oluşunu sağlayan budur.
  • İşte benim de üzerinde durmak istediğim bu: ayrı ayrı alındığında, aidiyetlerimden her biri sayesinde hemcinslerimin büyük bir çoğunluğuyla belli bir akrabalığım var; aynı ölçütleri toplu olarak ele aldığımdaysa başka hiçbir kimlikle karıştırılmayacak, kendime özgü bir kimliğim oluyor.
  • Her birimiz, itildiğimiz, bize yasaklanan ya da tuzaklar kurulan yollar arasından kendine bir yol açmak zorunda; birdenbire kendimiz olamayız, ne olduğumuzun "bilincine varmakla" yetinmeyiz, neysek o oluruz; kimliğimizin "bilincine varmakla" yetinmeyiz, onu adım adım kazanırız.
  • Çıraklık çok erken, daha bebeklikte başlar. İsteyerek ya da istemeden çocuğun ailesi onu biçimlendirir, oluşturur, ailevi inançları, adet ve alışkanlıkları, davranışları, üzerinde uzlaşılmış kuralları, elbette anadilini ve daha sonra korkuları, emelleri, önyargıları, kinleri ve daha başka aidiyet ve ait olmama duygularını ona aşılar.
  • Bir insanın kimliği başına buyruk aidiyetlerin birbirine eklenmeleri demek değildir, kimlik bir "yamalı bohça" değildir, gergin bir tuval üzerine çizilen bir desendir; tek bir aidiyete dokunulmaya görsün, sarsılan bütün bir kişilik olacaktır.
  • Zaten çoğu zaman, kendinizi en fazla saldırıya uğrayan aidiyetinizle tanımlamaya eğilimlisinizdir; kimi zaman bu aidiyeti savunacak gücü kendinizde bulamadığınızda onu gizlersiniz, bu durumda o sizin içinizin derinliklerinde kalır, gölgeye sinip ödeşme saatini bekler; ama ister sahip çıkılsın ister izlensin, ister fazla açık etmeden ya da gürültüyle ilan edilsin, kendinizi özdeşleştirdiğiniz kimlik odur.
  • Korkma ya da güvensizlik duygusu her zaman akılcı gerekçelere dayanmaz, abartıldığı hatta paranoyaya dönüştüğü de olur; ama bir halkın korkmaya başladığı andan itibaren dikkate alınması gereken şey, bu tehdidin gerçekliğinden çok korkunun gerçekliğidir.
  • Çünkü meşru kimlik dışavurumunun nerede duracağı ve ötekilerin hakkını çiğnemenin nerede başlayacağı asla bilinemez.
  • Çağımızın en ağır basan özelliği, tüm insanları bir bakıma göçmen ya da azınlık haline getirmek değil mi? Hepimiz köklerimizin dayandığı topraklara hiç benzemeyen bir evrende yaşamaya zorlanıyoruz; hepimiz başka diller, başka ağızlar, başka işaretler öğrenmek zorundayız; hepimiz çocukluğumuzdan beri hayal ettiğimiz biçimiyle kimliğimizin tehdit altında olduğu izlenimine kapılıyoruz.
  • Benim yaklaşımımda sürekli olarak bir karşılıklılık talebi var. Bu aynı zamanda adalet ve sonuca götürebilme kaygısı. İşte bu yaklaşım içinde önce “birilerine” şöyle demek isterdim: “Geldiğiniz ülkenin kültürüyle ne kadar yakınlaşırsanız, kendi kültürünüzü de ona o kadar yakınlaştırırsınız.”; sonra da “diğerlerine” şunları söylerdim: “Bir göçmen kendi kültürünün saygı gördüğünü ne kadar hissederse, geldiği ülke kültürüne de o kadar açılacaktır.”
  • Araplar’ın bu dönemden çıkarmış oldukları ve hâlâ çıkardıkları sonuç, Batı’nın kendisine benzenmesini istemediği ve sadece kendisine itaat edilmesini istediği şeklindedir.
  • Bu insanların kendilerini gerçekten de haksızlığa uğramış hissettiklerini ve bu yüzden acı çektiklerini hiç kimse inkar edemez; bana talihsiz gelen onların tepkileri. Saldırıya uğramışlık zihniyeti içine kapanıp kalmak, kurban için saldırının kendisinden de yıkıcıdır. Üstelik bu, bireyler için olduğu kadar toplumlar için de geçerlidir. İçine kapanır, etrafına barikatlar yığar, kendini her şeyden korur, içine atar, aramaktan vazgeçer, keşfetmekten vazgeçer, ilerlemekten vazgeçer, gelecekten, şimdiki zamandan ve ötekilerden korkar. 
  • Oysa Marksizmin gezegenin tamamı üzerinde Tanrı düşüncesinin silineceği yeni tip bir toplum kurmayı vaat edeli yüzyıldan fazla oluyor; bu projenin gerek ekonomik ve politik, gerekse ahlaki ve entelektüel planda başarısızlığa uğraması, tarihin çöplüğüne atmak istediği inançların yeniden saygınlık kazanması sonucunu getirdi. Din manevi bir sığınak, bir kimlik sığınağı olarak, Polonya’dan Afganistan’a komünizmle mücadele eden herkes için açık bir birleşme noktası haline geldi. Böylece Marx ve Lenin’in bozgunu da dinlerin intikamı, en azından kapitalizmin, liberalizmin ya da Batı’nın zaferi olarak göründü.
  • Zaten, bütün toplum biçimlerinin iflahını kesen en cazip toplum modelinin kendi kendinden derin biçimde kuşkuya düşmesi, çağımızın en şaşırtıcı çelişkilerinden biridir.
  • Bazıları anlamlı anlamlı göz kırparak, Doğulu olan bana, “ya kader?” diye soracaktır. Buna hep bir yelkenli için rüzgâr neyse, kaderin de bir insan için aynı şey olduğu cevabını veriyorum. Dümen başındaki insan rüzgârın nereden eseceğine karar veremez, ne şiddette eseceğine de, ama kendi yelkenini yönlendirebilir. 
  • Dünyalılaşma “rüzgârı” bana, bizleri gerçekten felakete de, en iyiye de götürebilecekmiş gibi geliyor. Bizi birbirimize çabucak yakınlaştıran yeni iletişim araçları, bizleri tepki olarak farklılıklarımızı ortaya koymaya it-se de, aynı zamanda ortak kaderimizin bilincine varmamızı da sağlıyor. 
  • Tarihçi Marc Bloch, “İnsanlar babalarından çok, zamanlarının çocuklarıdır” diyordu. Bu kuşkusuz her zaman doğruydu, ama asla bugünkü kadar doğru olmamıştı.
  • Daha geniş bir çerçeveye aktarılması gereken bir düşünce: madem ki bugün bütün bir gezegen aynı görüntülere, aynı seslere, aynı ürünlere ulaşabiliyor, bu görüntülerin, bu seslerin, bu ürünlerin bütün kültürleri temsil etmesi, herkesin bunlarda kendini bulması normal olmaz mıydı? Her toplumun içinde olduğu gibi, küresel düzlemde de, ötekilerin arasında yaşayabilmek için hiç kimsenin, utançla dinini ya da rengini ya da dilini ya da ismini ya da kimliğini oluşturan herhangi bir öğeyi saklamak zorunda kalacak derecede kendini hakarete uğramış, alaya alınmış, değer verilmemiş, “umacı gibi gösterilmiş” hissetmemesi gerekirdi. Herkesin başı yukarda, korkusuzca ve hınç duymadan aidiyetlerinin her birini içine sindirmesi gerekirdi.
  • O halde dünya kime ait? Hiçbir özel ırka, hiçbir özel ulusa değil. Tarihin öteki anlarından çok daha fazla olarak orada kendine bir yer açmayı isteyen herkese ait. Kendi yararına kullanmak için oyunun yeni kurallarını -ne kadar şaşırtıcı olsalar da-kavramaya çalışan herkese ait.
  • Doğru anlaşılsın, içinde yaşadığımız dünyanın çirkinliklerini bir tesettür peçesiyle örtmeye çalışmıyorum, bu kitabın başından beri yaptığım, sadece onda yolunda gitmeyen şeyleri, aşırılıkları, eşitsizlikleri, ölümcül kontrolden çıkışları kınamak; benim bir parça hararetle karşı çıktığım şey, umutsuzluk eğilimi, “dış” kültürlerin sahiplerinde son derece yaygın olan, buruklaşıp, boynunu bükerek, edilgenliğe sığınarak ve bu durumdan ancak başarısızlığa mahkûm şiddet yoluyla çıkmaktan ibaret o tavır.
  • Bir şeylere inanıyorsanız, içinizde yeterince enerji, yeterince tutku, yeterince yaşama iştahı taşıyorsanız, bugünün dünyasının sunduğu kaynaklarda düşlerinizden birkaçını gerçekleştirme olanağını bulabilirsiniz.
  • Yarın tek paraya ve tek tip mevzuata ek olarak, tek bir ordu, tek bir polis ve tek bir hükümet olabilir; ama diller en cüce haliyle es geçilmeye kalkışılırsa, en tutkulu, en kontrolden çıkmış tepkilere meydan verilmiş olacaktır.
  • Gelecek yıllarda ayrıca, sadece kendi dillerini ve İngilizceyi bilen “genelciler”le, bu asgari paket dışında kendi kişisel yakınlıklarıyla özgürce seçilmiş, özel ve mesleki gelişimlerini gerçekleştirecek ayrıcalıklı iletişim dillerine de sahip “özelciler” olabilecek. İngilizceyi bilmemek daima ciddi bir engel oluşturacak, ama bir tek İngilizce bilmek de gitgide daha fazla oranda ciddi bir engel olacaktır. Hatta anadili İngilizce olanlar için bile.
  • Sonsuz olması istenen ve ertesi gün ölen kitaplar varken, bir okullunun eğlence olsun diye yazdığı sanılan bir başkası ayakta kalır. Ama daima umut edilir. Ben ne bir eğlencelik ne de edebi bir eser olan bu kitap için o dileği tersine çevireceğim: torunum yetişkin biri olup da, günün birinde rastlantıyla aile kitaplığında onu keşfettiğinde biraz sayfalarını karıştırsın, biraz göz atsın, sonra omuz silkerek ve büyükbabasının zamanında hâlâ böyle şeylerin konuşulmasına ihtiyaç duyuluşuna hayret ederek hemen aldığı tozlu yere geri koysun.

16 yorum:

  1. Güzel bir seçim yapmışsınız. Amin Maalouf 'un bu kitabını okumamıştım. Doğunun Limanları'nı okumaya başlamış epey ilerlemişken bitirememiştim.
    Farklı yazarlarda eleştirel bakışı, objektif eleştiriyi seviyorum. Alıntıları dikkatle iki kez okudum.
    Emeğinize sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Doğu nun Limanları elimde var. Aslında hazır Haziran ayının teması Fransız edebiyatıyken bir tane daha mı Amin Maalouf okusam diye düşünüyorum. :)))
      Kitap dikkatle okunması gereken bir kitap. Ben de pek çok yeri tekrar tekrar okudum. :)

      Sil
  2. Çok güzel açıklamışsın her şeyi. Alıntılara göz gezdirdim, dikkat çekici. Yazardan bir kitap var benim elimde de, henüz okumadım. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Beğenmene sevindim. :) Bu yazardan okuduğum ilk kitaptı. Diğer kitaplarını da okumayı düşünüyorum. ;)

      Sil
  3. O halde dünya kime ait cümlesi ile başlayan alıntıya bayıldım.Kitabı not alıyorum okuyacağım kısmetse, sağol kalemine sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yavaş yavaş sindirerek okumak lazım. Zaten ince bir kitap. Şimdiden keyifli okumalar. :)

      Sil
  4. bir dolu kitabını okudum bunu okumadım ama okunurmuş saool :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben beğendim kitabı. Bu sene bitmeden yazarın başka kitaplarını da okumak istiyorum. :)

      Sil
  5. Yanıtlar
    1. Elimde Doğunun Limanları var. Semerkant da bir arkadaşımda var. Önce elimdekini okuyayım sonra Semerkant da el atarım. :)

      Sil
  6. Kitap gibi sizin alintilariniz da zengin ve genis kapsamli olmus. Oturup saatlerce ustune sohbet edilebilecek konular. Doğduğumuzdan itibaren sınırlarımızı tanıdıkça bir ben algısı ve kimlik inşaa etmeye başlarız etiket dediğimiz şeyler aslında bizim sınırlarımız ve bu sınırlarımız olmadan bir ben algısını da kaybetmeye başlarız. Her açıdan aynilesmeyi ve toplumsal olarak küresellesmeyi sakıncalı bulurum. Mesele farklı kimliklere etiketlere karakterlere ve hayatlara sahip olduğumuz halde bunu diğerlerine dikte etmemeyi öğrenmekte bence.

    Bu arada ben de mayis ayi yazisini onumuzdeki 2 gun icinde yazmayı planliyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, üzerine uzun uzun konuşulacak konular bunlar. Sahip olduğumuz etiketler bizi şekillendiriyor. Yine her şey saygı duymayı öğrenmeye gelip bağlanıyor. Merakla bekliyorum. :)

      Sil
  7. Ellerine sağlık güzel tanıtım olmuş. Maalouf'un kalemi bana çok şiirsel gelir bayılarak okuyorum ancak bu kitabından haberim yoktu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazarın dilini ben de beğendim. Bu sene içinde bir iki kitabını daha okumak istiyorum. :)

      Sil
  8. İlgi çekici alıntılar ve en sonuncusu da umut dolu bir dilek. Güzel bir tanıtım olmuş kalemine sağlık :)

    YanıtlaSil
  9. İnsanı düşünmeye sevk eden bir kitaptı. Beğenmene sevindim. :)

    YanıtlaSil

Tasarlamak gerçek bir şeydir; açığa vurulmuş düşler denenmiş demektir.
(İnci - John Steinbeck)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...